Copyright 2017 - Ekip Tiyatrosu

Oyun Sonu

Oyun Sonu - AfişOyun Sonu, Nobel ödüllü yazar Samuel Beckett’in 1957 yılında, Fransızca olarak kaleme aldığı, daha sonra 1958 yılında İngilizce çevirisini de bizzat kendisinin yaptığı başyapıtlarındandır.

Bilinmeyen bir felaketin sonrasında, zamansız ve mekânsız bir evrende geçen oyunda, uzam dört duvarla çevrili ve dışarı bakan iki küçük pencereyle mutfağa açılan tek bir kapıya sahip köhne bir odadan ibarettir. Odanın tam ortasında, derme çatma bir tekerlekli sandalyede oturan Hamm, yürüyemez ve göremez. Uşağı Clov ise oturamaz. Hamm’in anne babası Nell ve Nagg ise bacaklarını yitirmiş olarak birer çöp tenekesinde yaşamaktadır. Oyunun tümü, bizim zaman algımızla değerlendirirsek, bir gün içinde geçip gider. Tümü mutsuz, kederli, bıkkın ve geçmiş özlemiyle dolu olan bu insanların tüm oyun boyunca yaptıkları tek şey konuşmaktan ibarettir. Bunun dışındaki faaliyetleri bir bisküviyi emmek, bir dürbünle pencereden dışarı bakmak, üç bacaklı bir oyuncak köpekle oynamak, bir kanca yardımıyla hareket etmeye çalışmak ve bir öyküyü sürdürmeye çabalamak olarak özetlenebilir. Aralarındaki ilişki sevgiye değil; çoğunlukla nefret, tiksinti, alışkanlık ve belki acımaya dayanır. Sonunda, oyun sonu geldiğinde...

 

 

  

YAZAN: Samuel Beckett
ÇEVİREN: Genco Erkal çevirisi esas alınarak Uğur Ün, Abet Limnn ve Berent Enç - Herman Sarıyan çevirileri ile Samuel Beckett’in orijinal İngilizce metninden yararlanılmıştır.
YÖNETEN: Cem Uslu
DRAMATURG: Ayça Seymen Şimşek
Sahne, Işık ve Kostüm Tasarımı & Makyaj: EKİP
AFİŞ ve BROŞÜR: Altan Sinan Cebecigil

OYNAYANLAR

CLOV: Simel Aksünger
NAGG: Murat Engiz
NELL: Ayşegül Uraz
HAMM: Cem Uslu

 

 

Oyun Sonu; sürekli yakınan, geçmişteki güzel günlerden dem vuran, acı çektiğini haykıran… kısacası ‘mutsuz’ olan fakat içinde bulundukları bu durumu değiştirmek için hiçbir şey yapmayan insanların trajikomedisidir (hatta Clov ve Nell’in deyimiyle "fars"ıdır). Oyun kişileri durmaksızın şikâyet eder, birbirleriyle didişir, geçmişleriyle boğuşur. Haksızlığa uğradıklarını düşünürler. Memnuniyetsizdirler. Buna karşın, konuşmaktan başka bir şey yapmazlar. Hareket edebilen ve dışarıya, ardında hâlâ bir parça yaşam bulunma olasılığı olan dağların ötesine gitme ihtimali bulunan tek kişi olan Clov, hep gitmekten söz eder fakat bunu bir türlü gerçekleştirmez. Sık sık bu oyunun sona ermesini dileyen, Clov’dan kendisini öldürmesini isteyen Hamm, verdiği pek çok buyruğun hemen ardından kararını değiştiriverir. Kararsızdır. Kendi sözleriyle ifade edersek, “artık bitme vakti gelmiştir fakat gene de karar verememektedir… bitirmeye”. Varoluşları bitmez tükenmez bir sıkıntıdan ibarettir ve bunu düzeltmenin onlara göre hiçbir yolu yoktur. Çünkü “onlar yeryüzünde bulunmaktadırlar; işte bunun çaresi yoktur”.

EKİP, Oyun Sonu’nu Beckett’in saptadığı ‘insanoğlunun atalete gömüldüğü ve ölüm karşısında çaresiz bulunduğu’ gerçeğine sadık kalarak fakat onun sunduğu gerekçeyi onaylamayarak ele almayı amaçlıyor.

Çevremize baktığımızda ne görüyoruz?: Her fırsatta mutsuzluğunu dile getiren, eski güzel günlerden hülyalı bir aşkla söz eden, haksızlığa uğradığından dem vuran, yakınan, haykıran… kısacası açık bir şekilde hayatından memnun olmayan bir yığın insan. Peki bu insanlar, hep şikâyet ettikleri yaşamlarını değiştirmek için ne yapıyorlar?

Hamm, sonun yaklaştığını hissettiğinden midir nedir, bir anda günah çıkarmaya yeltenerek Clov’a seslenir: “Clov! Ben orada hiç bulunmadım. Her şey benim dışımda olupbitti. Neler oldu hiç bilmiyorum.” Fakat Clov sert bir biçimde yapıştırır cevabı: “Pegg Ana senden lambası için gazyağı istediğinde, sen de onu başından savdığında, neler olup bittiğini biliyordun ama değil mi?”

Çünkü hiçbir felaket birdenbire gerçekleşivermez. Bugün hiçbirimiz dünyayı bir anda yok edecek bir kırmızı düğmeye basıyor değiliz. Ama dünya yok oluyor, biz yok oluyoruz; görüyoruz. Peki, bunun böyle olmaması için ne yapıyoruz?

Bizi çağırıyor. Anbean bir parça daha yaklaşıyor.

Bitsin mi istiyoruz?… Karar veremiyor muyuz?…

Mutsuz muyuz? Acı mı çekiyoruz? Haksızlığa mı uğruyoruz? Daha iyisini mi hak ediyoruz? Öfke mi duyuyoruz? Eski güzel günleri mi özlüyoruz?…

Neler olduğunu bilmiyor muyuz? Nasıl olduğunu bilmiyor muyuz? Bizim suçumuz değil mi? Biz orada hiç bulunmadık mı? Her şey bizim dışımızda mı olupbitti?…

Peki, değişmesini istiyor muyuz?… Gerçekten istiyor muyuz?

“Oyunu bırakalım artık!”

 

 

Süre: Tek Perde, 90 dakika.

İlk Gösteri: 2 Nisan 2010, Haliç Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü.